Bayram dolayısıyla İznik’te yaşayan aile büyüklerimizi ziyaret için İstanbul’dan Bursa’ya geldik. Sürekli yanından yöresinden gelip geçtiğimiz hatta bazen uğrayıp meşhur İskender Dönerinden yediğimiz bu tarihi şehri kısıtlı zamanımızda vakit yettiğince gezmeye karar verdik. Bu seyahatimiz aynı zamanda hafta sonu gibi kısa zaman aralığında Bursa’yı ziyaret edecek gezginlere hitap ediyor dersek yanlış söylemiş olmayız. Günübirlik şehir merkezini gezmek, Bursa’nın meşhur yemeklerinden yemek isteyenler hazırsanız başlıyoruz.
İznik’te konakladığımızdan gezimize buradan başlıyoruz. Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklarda ilk dikkatimizi çeken şey Ayasofya Orhan Camii oluyor. Roma, Bizans ve Osmanlı’yı ardışık olarak yaşamış bu yapı, İznik’in tarihsel katmanlarını neredeyse sayfa sayfa gözler önüne seriyor. İznik’in göl içinde kalan bazilikası, 2014’te keşfedilmiş ve dünyada büyük ses getirmiştir. Şu an suyun içinde korunuyor ama kıyıdan da rahatça görülebiliyor.
İznik, dört bir yanı antik surlarla çevrili bir açık hava müzesi gibi. Özellikle İstanbul Kapısı ve Lefke Kapısı, dev taş bloklarıyla hâlâ ayakta. Bu kapılardan geçerken, sanki bin yıl önce bir seyyah gibi şehre adım atıyorsunuz.
İznik, sadece tarihiyle değil, sanatıyla da büyülüyor. Rengârenk çinilerin doğduğu bu topraklarda atölyelere girip hem üretim sürecini izleyebilir hem de birbirinden güzel el yapımı çinilerden birini kendinize hatıra olarak alabilirsiniz.
Biraz yürüyüp göle vardığınızda şehirden tamamen uzaklaşıyorsunuz. İznik Gölü, sadece manzarasıyla değil, sakinliğiyle de etkileyici. Göl kıyısında yürüyüş yapabilir, bir bankta oturup güneşi göl sularında batırabilirsiniz. Bursa gezilerinin olmazsa olmaz bir destinasyonu olan İznik’e mutlaka uğramalısınız.
İznik’ten ayrılıp yaklaşık bir saat süren araç yolculuğu ile şehir merkezindeki Yeşil semtine geliyoruz. Buradaki ilk olarak Yeşil Cami, Yeşil Türbe ve Yeşil Medrese’nin olduğu yeri seçiyoruz.

İlk durağımız, 1419 yılında Sultan Çelebi Mehmet tarafından yaptırılan Yeşil Camii oldu. İçeri adım attığınız anda sizi karşılayan şey, göz alıcı yeşil, mavi ve turkuaz çiniler. Adını da bu çinilerden alıyor zaten. Caminin mihrabı ve minberi göz alıcı detaylarla süslü. Işık camlardan süzüldükçe duvarlardaki renkler adeta dans ediyor. Sessizliği dinledikçe mimarinin de bir ibadet gibi yapıldığını hissediyorsunuz.
Caminin hemen yukarısında, 1421 yılında vefat eden Çelebi Mehmet’in mezarının bulunduğu Yeşil Türbe ağaçların arasında gizlenmiş bir şekilde yer alıyor. Dış cephesi parlak turkuaz çinilerle kaplı olan türbede Çelebi Mehmet’in sandukası tam ortada, çevresinde ise ailesine ait sekiz sanduka daha yer alıyor. Duvarlar ve pencere içlikleri çini süslemelerle bezenmiş türbede dualarımızı edip üçlünün son halkası olan Yeşil Medreseye geçtik.



Günümüzde Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan medrese 15. yüzyıldan kalma bir yapı. Eskiden öğrencilerin kaldığı odalarda şimdilerde el yazmaları, dini eserler, geleneksel kıyafetler ve eski silahlar sergileniyor. Burada gezerken küçük bir zaman kapsülünün içerisinde geziyormuş hissine kapılacağınıza eminim.
Bursa’yı geziyorum diyip Ulu Camii’yi görmeden dönmek kitabın ortasından okumak gibi olur. Çünkü bu cami sadece bir ibadet yeri değil; Osmanlı’nın ilk büyük gücünü, estetik anlayışını ve inanç dünyasını temsil eden bir başyapıt.

Bursa Ulu Camii, Yıldırım Bayezid tarafından 1396-1399 yılları arasında Niğbolu Zaferi’nin şükrü olarak yaptırılmış. Mimar Ali Neccar tarafından inşa edilmiş bu dev yapı, Osmanlı’nın çok kubbeli cami anlayışının en etkileyici örneklerinden biri. Toplamda 20 kubbesi var. Evet, yanlış duymadınız; tek büyük kubbe yerine 20 küçük kubbe ile örtülü bir cami. Bu mimari tercih hem estetik hem de dönemin yapım teknikleri açısından oldukça özgün bir eser olarak şehrin en büyük eserleri arasında yerini almış.

Ulu Camii’yi diğer camilerden ayıran şeylerden biri de içindeki devasa hat sanatı eserleri. Caminin dört bir yanında, 19. yüzyıl hattatları tarafından yazılmış Allah, Muhammed, Esmaül Hüsna ve ayetlerden oluşan yazılar bulunuyor. Caminin içinde yürürken bir camide değil, sanki büyük bir hat sanatları galerisinde dolaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Caminin ortasında bir şadırvan yer alıyor. Normalde dış avlularda görmeye alışkın olduğumuz bu su yapısı, burada caminin tam içinde. Üzerinden göğe doğru yükselen cam tavan, doğal ışığın içeri dolmasını sağlıyor. Sessizce akan su sesi insanın kendine yönelmesine, zihnini boşaltmasına ve ibadete yoğunlaşmasına olanak sağlıyor.

Camiye girdiğimde önce her tarafını gezdim. Sonra duvarlardaki hat sanatının ustalıklarını öylece izledim. Şadırvandan gelen su sesi beni aldı götürdü. İnsanın içine dolan huzuru hissetmek için mutlaka buraya gitmelisiniz.
Bursa’nın sokaklarında yürürken bir anda tarihle karşılaşıyorsunuz. Üstelik bu öyle uzaktan izlenen bir tarih değil; adım adım içine girdiğiniz, duvarlara dokunduğunuz, avlusunda soluklandığınız bir zaman yolculuğu. Bu yolculuğun en etkileyici duraklarından biri ise Hanlar Bölgesi.

Hanlar Bölgesi deyince aslında tek bir han değil, birbirine bağlı çarşılar, hanlar ve bedestenlerden oluşan bir tarihi ticaret ağından bahsediyoruz. Koza Han, Emir Han, Fidan Han, Geyve Han ve Pirinç Han. En önemlilerinden olan Koza Han 1491’de II. Bayezid tarafından yaptırılmış. Adından da anlaşılacağı gibi ipek ticaretinin kalbi. Bugün bile ipek şallar, el yapımı sabunlar, bakır işçilikleri ve Bursa’ya özgü lezzetler burada satılıyor. Avlusundaki çınarın altında bir kahve molası şart onu da söylemiş olalım.

Hanlar bölgesinden Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi ve oğlu İkinci Padişah olan Orhan Gazi’nin türbelerini ziyarete gidiyoruz. Burası tarihi Tophane sırtlarında Bursa’ya tepeden bakan bir yerde bulunuyor. Türbenin içerisinde Osman Gazi’nin sandukası ve etrafında ailesinden bazı kişilerin sandukaları yer alıyor. Duvarlarda zarif çiniler, iç mekânda sade ama derin bir atmosfer hâkim. Dualarımızı ettikten sonra Orhan Gazi türbesine geçiyoruz.

Orhan Gazi; Osmanlı Devleti’nin İkinci Padişahı ve devletin yapı taşlarını oturtan isim. Bursa’nın fethini tamamlayan, ilk Osmanlı parasını bastıran ve imparatorluk düzenini kuran sultan. Osman Gazi ile türbeleri karşı karşıya yer alıyor.
Tophane sırtlarında türbelerin ziyaretini gerçekleştirdikten sonra karşımıza Bursa Saat Kulesi çıktı. Bursa Saat Kulesi, bugünkü halini 1905 yılında II. Abdülhamid döneminde almıştır. Eski bir kule yıkılmış, yerine bu yapı yapılmıştır. Yapıldığı dönemde hem saat görevi görmesinin yanında hem de yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Eğer çay ya da kahve içmeye hala vaktiniz varsa panoramik Bursa manzarasına karşı burada içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz.

Evden geç çıkmamız ve gezilecek yerlerde fazla zaman geçirdiğimizden bir yemek ile şehir gezimize veda etmeye karar verdik. Bursa’ya geldiğimizde şehir merkezinde yer alan Tarihi Mavi Dükkan İskender’de güzel bir iskender döner yemeyi tercih ediyoruz. Fakat bu sefer ismini sıkça duyduğumuz Cantık yemeye karar verdik. Sırtımızı Ulu Camii’ye verip hanlar bölgesinden dümdüz yürüdük. Esasında meşhur bir yer vardı fakat biz gidene kadar kapanmıştı. Biz de bir internet fenomenine ait olan bir mekanda deneyebildik. Kıymalı pideden hallice olan Cantık açıkçası beni çok tatmin etmedi.
Bursa gastronomi yönüyle de oldukça gelişmiş bir şehir. Deneyecek, tadını merak ettiğimiz bir sürü yemek bizi bekleyedursun bu gezimizi sonlandırıp yine İznik’e geri döndük. Bursa’nın önemli yerlerinden olan Cumalıkızık, İnegöl gibi yerlerini gezmek için şimdiden seyahat planlarımızı hazırladık, uygun bir zamanda nerede ne yapılır sizlere buradan bilgi veriyor olacağız. Hoşçakalın.
BURADAN GİDİYORUZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
Yorum bırakın