Kapadokya Turu: Ürgüp’ten Tuz Gölü’ne Büyüleyici Bir Keşif

Okul ara tatilleri, bayramlar ve hafta sonuyla birleştirilebilen resmi tatiller, çocuklar ve biz yetişkinler için iş-okul rutininden uzaklaşıp nefes alabileceğimiz değerli birer fırsata dönüşüyor. Biz de bu molaları ailecek en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Kimi tatillerde aile büyüklerimizi ziyaret ederken, kimi zaman ise yalnızca çekirdek ailemizle birlikte kaliteli vakit geçirmeyi tercih ediyoruz. Bu özel günlerde, özellikle daha fazla birbirimizle ve doğayla baş başa kalabileceğimiz anlar yaratmayı önemsiyor; bu yüzden genellikle karavanla seyahat planları yapmayı tercih ediyoruz. Yaz mevsiminde denizin, kumun ve güneşin cazibesinden kopamasak da, bahar ve kış aylarında şehir gezilerine ağırlık vererek ülkemizin eşsiz güzelliklerini keşfetmeye özen gösteriyoruz. Karavan gezileri bize hem huzur dolu anlar sunuyor hem de ailecek unutulmaz anılar biriktirmemizi sağlıyor.

Bu kez planımızı uzun zamandır aklımızda olan ama bir türlü fırsat yaratıp gidemediğimiz, büyüleyici antik bir bölge olan Kapadokya’yı ziyaret etmek üzerine yaptık. Nevşehir, Kırşehir, Niğde ve Aksaray illerimizde sınırları bulunan Kapadokya; milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasan Dağı ve Güllüdağ’ın volkanik patlamaları sonucu oluşmuş. Lav ve tüf tabakalarının zamanla aşınmasıyla ortaya çıkan Peri Bacaları gibi doğal oluşumlar bu bölgeyi dünya çapında benzersiz kılıyor. Hititler, Persler ve Bizans dönemlerinden Osmanlılara kadar pek çok dönemde önemli bir yerleşim yeri olmuş. Erken Hristiyanlık döneminde, Romalıların baskısından kaçan Hristiyanlar burada yer altı şehirleri ve kiliseler inşa etmişler.

İstanbul’dan yaklaşık 700 km uzaklıkta bulunan bölgeye doğru yola çıkmadan önce karavanımızın yağını, suyunu ve lastiklerini kontrol ettik. Seyahat sırasında ihtiyaç duyabileceğimiz malzemeleri, eksik olan mutfak eşyalarını ve gıda stoklarımızı da tamamladık. Önümüzdeki günlerde, yaz ve kış mevsiminde karavanda kullanılması gereken önemli malzemeler üzerine bir yazı hazırlamayı planlıyorum. Ayrıca youtube kanalımızı aktif hale getirerek deneyimlerimiz hakkında vloglar çekmeyi de ihmal etmeyeceğiz. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. 🙂

Yol, binek araçlarla kısa gibi görünse de tonajı yüksek olan karavan için durum maalesef pek de öyle olmuyor. Araç ağır ve yüklü olduğu için fazla hız yapmaktan kaçınıyoruz, bu da doğal olarak hedefimize varış süresini epey uzatabiliyor.  Ancak karavanın en büyük avantajlarından biri, dinlenme ve yola hızlıca devam edebilme imkânı sunması. Konaklama ihtiyacını karavanda çözdüğümüz için, uykumuz gelene kadar aracımızı kullanabiliyor ve istediğimiz yerde durup rahatça dinlenebiliyoruz. Bu seyahatimizde aracımızda yaşadığımız sorunlar nedeniyle bir günü Ankara sanayisinde geçirdik. Arızalarla ilgili detaylı bir yazı yazıp bütün yaşadıklarımızı ayrıntılarıyla anlatacağım. Yalnızca şunu söylemeliyim, şanzıman içerisinde bir avuç yağ kaldığından dişlileri kırmışız. Bu nedenle Ankara’da şanzımanı değiştirmek zorunda kaldık. Bu konudan da bahsedeceğim. 🙂

Ankara’da zorunlu bir mola verdikten sonra gezi rotamızın ilk durağı olan Tuz Gölü’ne ulaştık. Türkiye’nin en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü; ülkemizin tuz ihtiyacının neredeyse yarısını karşılıyor. Ortalama 40 cm gibi sığ bir derinliğe sahip olan bu göl, aynı zamanda koruma alanı içerisinde yer alıyor ve başta flamingolar olmak üzere birçok göçmen kuşa ev sahipliği yapıyor. Doğal fotoğrafçılık ve turizm açısından ülkemizin en popüler noktalarından biri olan Tuz Gölü, özellikle gün batımında pembe ve beyaz tonlarla büyüleyici manzaralar sunuyor.

Gölün üzerinde çıplak ayakla yürüyerek tuz tabakasını hissetme şansınız da var. Ancak bizim ziyaretimiz sonbahar dönemine denk geldiği için sadece ayaklarımızı kısa bir süreliğine suya sokabildik. Bu görkemli mekânda bol bol fotoğraf çekerek doğal güzelliği hafızalarımıza kazıdık. Tuz Gölü’nde dolaşırken göz alabildiğine uzanan beyazlık içinde adeta başka bir gezegendeymişiz gibi hissettik. Biz denemedik, ancak bölgede şifalı çamur banyolarından faydalanma imkânı da bulunuyor.

Tuz Gölü’nü gezmek için bir-iki saatlik bir süre ayırmak oldukça yeterli geliyor. Oradan ayrıldıktan sonra, güzergâhımıza yakın olan Ihlara Vadisi’ne yöneldik. Aslında burası planlarımız arasında yer almıyordu, ancak böyle spontane duraklar seyahatlere ayrı bir keyif ve renk katıyor.

Ihlara Vadisi; Kapadokya’nın en etkileyici ve doğal ve tarihi alanlarından biridir. Aksaray il sınırları içinde yer alan bu vadi, erken Hristiyanlık döneminde önemli bir inziva ve yerleşim bölgesiydi. Vadide yüzden fazla kaya oyma kilise ve manastır bulunduğu tahmin edilmekte olup ancak yaklaşık 16 tanesi günümüze iyi durumda ulaşmıştır.

Fresklerle süslü kiliseler genellikle 9’uncu ve 13’üncü yüzyıllar arasında Bizans ve Selçuklu dönemlerine tarihlenmektedir. En önemli kiliseler arasında; Hz. İsa ve Meryem Ana freskleriyle ünlü Ağaçaltı Kilisesi, fresklerinde günahkâr kadınları cezalandıran yılan tasvirleri bulunan Yılanlı Kilise, haç motifleriyle dikkat çeken Sümbüllü Kilise, Hz. İsa’nın mucizelerini anlatan fresklere sahip Kokar Kilise’yi sayabiliriz.

Ihlara Vadisi’nin doğal güzellikleri de en az tarihi kadar büyüleyici. Melendiz Çayı’nın serin suları vadinin tam ortasından akarak yemyeşil bir ortam oluşturuyor; bu sayede doğa fotoğrafçılığı ile ilgilenenler için enfes manzaralar sunuyor. Ayrıca, vadi boyunca uzanan yürüyüş parkurları hem doğaseverler hem de maceraperestler için harika bir deneyim sunuyor. Serin ve gölgeli atmosferi sayesinde yazın sıcak günlerinde bile konforlu bir yürüyüş keyfi vadediyor. Ihlara Vadisi, sadece bir gezi değil, doğa ve tarihin eşsiz bir birleşimini yaşamak isteyen herkes için unutulmaz bir yolculuk sunuyor.

Vadiyi de gezdikten sonra esas hedefimiz olan Peribacalarının bulunduğu Kapadokya’nın merkezine ulaşmak üzere tekrar yola koyulduk. Yolda verdiğimiz kısa molalar her ne kadar yolculuğu uzatıyor gibi görünse de, yolda olmak, yeni yerler keşfetmek ve bu yerler hakkında bilgi edinmek yolculuğu daha keyifli kılıyor. Mola verdiğimiz durakları geride bırakıp balonların kalktığı yere doğru yola çıkıyoruz. Hava karardığında vardığımız Kapadokya’nın ışıklarla bezenmiş eşsiz görüntüsü karşısında hayranlıkla kalakalıyoruz. Sabah Kısa bir tur attıktan sonra balonların kalkışını izlemek için belirlediğimiz Aşk Vadisi’ne gidiyoruz.

Aşk Vadisi; balonların kalkışlarının ve uçuşlarının izlenebileceği en ideal noktalardan birisi olarak öne çıkıyor. Akşam saatlerinde balon faaliyeti olmadığından oldukça sakin ve tenha bir hal alıyor. Karavanımızı nereye park edeceğimiz konusunda uzun bir süre kararsızlık yaşıyoruz. Bu kararsızlıkta haklı olduğumuzu sabahın erken saatlerinde tur otobüsleri ve ziyaretçilerin araç yoğunluğunu görünce daha iyi anlıyoruz. Eğer gece vakti buraya ulaştıysanız Salıncak Cafe’nin arka tarafına diklemesine park etmenizi öneriyorum. Gün doğumu yaklaştıkça bölgedeki araç ve insan kalabalığı belirgin şekilde artış gösteriyor.

Biz internette yer alan yorumlara istinaden sabah saat 05:00’dan itibaren beklemeye başladık. Fakat buraya dair tahminlerimiz tam da okuduklarımız gibi çıkmadı. Balonlar gün ağarırken kalkış yapıyorlarmış. Bu yüzden balon uçuşlarını daha az beklemeli görmek için gün doğumu saatlerini esas alarak hareket etmenizde fayda var. Sabahın erken saatlerinden itibaren balonların kalkışı için hummalı bir çalışmaya şahitlik ediyorsunuz. Burada yer alan Salıncak Cafe, vadiye doğru baktığından izlemesine doyum olmayan bir seyir keyfi sunuyor. Cafe’den çay, kahve gibi içecek ihtiyacınızı ve tuvalet ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Tüm ihtiyaçlarımızı karavanımızdan karşıladığımızı söylememize gerek yoktur diye düşünüyorum. 🙂 Burada sıcak hava balonları ve vadinin eşsiz atmosferi eşliğinde bol bol fotoğraf çekebilir, sosyal medyada paylaşmak üzere dilediğiniz pozları deneyebilirsiniz.

Balonların kalkışını izledikten sonra Çavuşin Köyü’ndeki Eski Kaya Cami’ye gittik. Bölgenin özelliğine uygun olarak kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş bu cami, özellikle Selçuklu tarzında inşa edilmiş minaresiyle dikkat çekiyor.

Yolumuza devam ettiğimizde köy içinde yer alan Vaftizci Yahya Kilisesi’ne ulaştık. Adını Hz. İsa’yı Vaftiz eden ve Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahip Yahya’dan alıyor. Kilise küçük bir tepede yer alıyor. Karavanımızı yokuşun başına bıraktığımızdan çıkışı bizi biraz yordu. Tırmanış sırasında birkaç mola vermek durumunda kaldık. Tepede birkaç binek araç gördük ama araçla çıkış yolu nasıldır tam bilmiyoruz. Kilisenin tarihi dokusu ne yazık ki zaman içinde hasar almış; duvarlardaki freskler ve diğer yapılar oldukça tahrip olmuş durumda. Yıkılmış duvarlar ve çatlamış yollar nedeniyle dolaşırken dikkatli olmak gerekiyor.

Daha sonra yöresel lezzetleri keşfetmek için bir lokantanın yolunu tuttuk. Testi Kebabı, Nevşehir Tavası ve Düğü Çorbası gibi yemekler bölgenin ünlü tatları arasında yer alıyor. Biz tercihimizi Testi Kebabından yana kullandık. Ancak belirtmekte fayda var, bu yemek bazı yerlerde saatlerce piştiği için genellikle bir gün öncesinden sipariş alınıyor. Reklam olmaması adına yemeği nerede yediğimizi paylaşmamayı tercih ediyorum. 🙂

Bir günü böyle sonlandırdıktan sonra ertesi gün balonların kalkışını izlemek üzere yeniden Aşk Vadisine gittik. Gün içerisinde birçok manzara izleme noktasına baktığımızda en güzel seyirin buradan yapıldığına kanaat getirdik. Önceki günden idmanlı olduğumuz için gün ağarırken dışarıya çıkıp soğuk havaya daha az maruz kaldık. Balonların havalanışını ve vadi içerisinde süzülürken sergiledikleri görkemli manzarayı uzun uzun izleme fırsatı bulduk. Balon ücretleri Euro olarak hesaplanıyor ve mevsime göre 130-300 Euro fiyat aralığında değişiklik gösterebiliyor. Fiyat konusunda pazarlık yapıldığını duyduk fakat binmeyi planlamadığımız için kimseyle iletişime geçmedik.

Balonların havalanışını ve vadi içerisinde dolaşmasını izleyip bol bol fotoğraf çektikten sonra yeni yerler görmek üzere bu bölgeden ayrılarak Göreme Açık Hava Müzesi’ne doğru yola koyulduk.

Göreme Açık Hava Müzesi; Kapadokya’nın en önemli tarihi ve turistik bölgelerinden biridir. İçerisinde bulunan kiliseler, Bizans döneminden kalma kaya oyma yapılar olup freskleriyle ünlüdür. Müze girişinde, eğer Müze Kart’a sahipseniz kolayca içeri girebiliyorsunuz. Biz ekstra olarak bir tane de sesli rehber kiraladık. Böylece ziyaret ettiğimiz yerin önemi, tarihi ve burada yaşananlar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi sahibi olduk. Müzelerde bu tarz rehberlik hizmetleri olduğu zaman ücretine bakmadan mutlaka kiralıyoruz. Fiyatları biraz fazla olsa da gezdiğimiz yerler hakkında kısa bir bilgilendirme anlamsız gibi gelen çoğu şey hakkında bize eşsiz bilgiler vermeyi sağlıyor.

Göreme Açık Hava Müzesi içerisinde; Tokalı Kilise, Aziz Basil Şapeli, Karanlık Kilise, Yılanlı Kilise bulunuyor.

Tokalı Kilise: Göreme Açık Hava Müzesi’nin en büyük ve en eski kilisesidir. 10’uncu yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir. Eski Kilise, Yeni Kilise, Yan Şapel ve Alt Mahzen olmak üzere dört bölümden oluşur. Freskleri çok iyi korunmuştur ve Hz. İsa’nın hayatını anlatan sahneler detaylı şekilde resmedilmiştir. Mavi tonlarının ağırlıkta olduğu freskler, Kapadokya’daki en etkileyici ve sanatsal freskler arasında kabul edilir.

Aziz Basil Şapeli:  11’inci yüzyıla tarihlenir ve Kapadokya’daki en iyi korunmuş fresklere sahiptir. İçeriye çok az ışık girdiği için freskler canlılığını korumuştur. Hz. İsa’nın doğumu, Son Akşam Yemeği, İhanet gibi sahneler detaylı bir şekilde işlenmiştir. Giriş ücretlidir ve içeride fotoğraf çekilmesi yasaktır. Ancak muhteşem freskleri mutlaka görmelisiniz.

Yılanlı Kilise: Adını tavanındaki Aziz Georgios ve Aziz Theodoros’un bir ejderha ve yılanı öldürdüğü freskten alır. İçinde Hz. İsa, Meryem Ana ve bazı aziz tasvirleri bulunur. Diğer kiliselere kıyasla daha küçük ve daha sade bir yapıdır.

Göreme Açık Hava Müzesi yalnızca kiliseleriyle değil, aynı zamanda mezar kalıntıları, eski evler, yemek salonları ve toplantı mekânları gibi unsurlarıyla da ziyaretçilerine zengin bir kültürel deneyim sunuyor. Bu kapsamlı alanı tam anlamıyla keşfetmek için yarım günden fazla bir süre ayırmanız gerektiğini unutmayın. Müze ziyaretinizin ardından uğramanız gereken başka önemli noktalar da bulunuyor. Bunlardan biri, bölgeye oldukça yakın konumdaki El Nazar Kilisesi’dir. Göreme Açık Hava Müzesi’ne yakın bir konumda bulunan bu kilise, peribacası içine oyulmuş bir kilisedir. 10’uncu yüzyılın sonu ile 11’inci yüzyılın başına tarihlenir. Hz. İsa’nın doğumu, Vaftiz ve Meryem Ana ile ilgili sahneler fresklerde işlenmiştir. 1950’lerde keşfedilmiş ve 1990’larda restore edilmiştir.

Hadi, şimdi rotamızı Kapadokya’nın diğer görülmeye değer noktalarına çevirelim ve keşfe devam edelim.

Üç Güzeller: Kapadokya’nın simgelerinden biri olan üç peribacasından oluşan doğal bir oluşumdur. Efsaneye göre, Kapadokya Prensi ile bir çoban birbirine aşık olur ve evlenir. Ancak aileleri bu evliliği kabul etmez. Çift çocuklarıyla birlikte kaçarken öldürülür ve Tanrı onlara Üç Güzeller olarak anılan bu üç peribacası şeklinde bir anıt bırakır. En bilinen özelliği, şapkalı peribacaları oluşumuna sahip olmalarıdır. Fotoğrafları genellikle peri bacalarını anlatan internet siteleri ve yazarlar tarafından kullanılmaktadır. Gün doğumu ve gün batımında harika fotoğraflar çekmek için Kapadokya’nın en popüler noktalarından biridir.

Uç Hisar Kalesi: Kapadokya’nın en yüksek noktasıdır ve muhteşem bir manzaraya sahiptir. Doğal bir kale olup, içi oyularak çok katmanlı bir yaşam alanı haline getirilmiştir. Roma döneminden itibaren hem bir gözetleme noktası hem de bir savunma yapısı olarak kullanılmıştır. Kale içinde tüneller, odalar ve sığınaklar bulunur. Gün batımı izlemek için en iyi noktalardan biridir. Buraya çıkıp harika fotoğraflar çekilmeyi sakın ihmal etmeyin.

Güvercinlik Vadisi: Göreme ve Uç Hisar arasında yer alır ve yaklaşık 4 km uzunluğundadır. Vadide tarihi güvercin yuvaları bulunur. Eskiden Kapadokyalılar güvercinleri besleyerek gübrelerinden üzüm bağlarında ve tarımda faydalanmışlardır. Yürüyüş ve doğaseverler için harika bir parkura sahiptir. Vadide eski kaya kiliseleri ve manastırlar da bulunur. Panorama Tepesi’nden bakıldığında eşsiz bir manzaraya sahiptir. Gezerken biraz dikkatli olmakta fayda var. Bazı yapıların duvarları derin çatlaklara sahip olduğundan biraz ürkütücü olabiliyor.

Kapadokya bölgesinde gezilecek birçok yer mevcut ama biz en çok bilinen yerlere gitmeye gayret ettik. Bunlardan biri de Derinkuyu Yer altı Şehri.

Derinkuyu Yer Altı Şehri; Kapadokya’nın en büyük ve en derin yeraltı şehirlerinden biridir. Nevşehir’e bağlı Derinkuyu ilçesinde yer alan bu yapı, 1963 yılında bir ev tadilatı sırasında tesadüfen bulunmuş. Şehir, tarih boyunca birçok medeniyet tarafından savunma ve sığınma amacıyla kullanılmış. Yaklaşık 85 metre derinlikte, elli binden fazla kişiyi barındırabilecek büyüklükte ve 8 kattan oluşuyor. İçerisinde dar koridorlar, ağır taş kapılar ve gizli kaçış tünelleri bulunuyor. Depolar, ahırlar, mutfaklar, kiliseler, okul ve toplantı salonları ile tam bir şehir olarak zamanında faaliyet göstermiş. Kapadokya’da yer alan diğer yer altı şehirleri ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Şuana kadar yüzde on/on beşlik kısmı ziyarete açılmış olup büyük bir kısmı daha keşfedilmemiş. Bu kadar derin bir yapının nasıl inşa edildiği ve havalandırma sisteminin nasıl bu kadar etkili olduğu hâlâ araştırılıyor. Ben belirli bir yere kadar girebildim. Oldukça dar, havasız ve nem olduğu için bir yerden sonra kendimi iyi hissetmeyerek geri çıktım. Eşim Gökçe ve kısım Masal yolun sonuna kadar giderek aşağıda bulunan kiliseyi ve kral mezarına ulaştılar.

Burayı da gezdikten sonra artık geri dönüş yoluna geçtik. Uzun zamandır planladığımız ve sonbahara kısmet olan gezimizde doğru zamanın bahar ayları olacağını düşünsek bile Kapadokya her mevsimde güzel bir tatil rotası olarak karşımıza çıkıyor. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu antik bölgede yaşayan insanların nasıl yaşadıklarına, kentlerini nasıl savunduklarına, korkuların ve tehditlerin altında yerin yüzlerce metre altında bile hayatta kalma mücadelesine şahitlik ettik. Bu seyahatimiz, Kapadokya’nın yalnızca doğa harikalarıyla değil, aynı zamanda tarihî derinliğiyle de büyüleyici bir yer olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Karavanla seyahat etmenin özgürlüğü ve yeni yerler keşfetmenin heyecanı bizi şimdiden bir sonraki rotamız için sabırsızlandırıyor!


BURADAN GİDİYORUZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑