Mersin Güncesi: Tarihi, Lezzeti ve Sahilleriyle Akdeniz’in Parlayan Yıldızı

Muhteşem sahilleri ve dillere pelesenk olmuş sıcağıyla meşhur Akdeniz’in incisi Mersin’deyiz. Yolculuğumuza İstanbul’dan Cuma akşamı yola çıkarak başladık. Gece sakin bir yerde konakladık. Yolumuz buralara düşmüşken önce Adana’ya uğrayıp kebap yemek istedik. Açıkçası iyi ki de öyle yapmışız. İstanbul’da adana kebap diye yediklerimizin bu yediklerimizle uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Etleri de muhtemelen bu yörede doğal olarak beslenen hayvanlardan temin edildiğinden lezzet yüzdesi oldukça yukarılara çıkıyor. Hava sıcaklığı sebebiyle Adana’da araç ile kısa bir şehir turunun ardından Mersin’e doğru yola çıktık. Mersin Adana arası çok yakın biz 45 dk gibi bir sürede vardık.

Bu seyahati bayram tatilinde gerçekleştirdiğimizden bayramın birinci günü maalesef her yer kapalıydı. Baharatçılar, tatlıcılar, kömbeciler, tantuniciler… E biz buradan bir şey almadan mı döneceğiz diye düşünürken kömbe alacağımız bir yer bulabildik. Bu lezzetlerin bazıları için ölüp bitmesek de ta buralara kadar gelmişken yemeden dönmek olmayacağından genelde ünlenmiş lezzetlerin tadına bakmaya çalışıyoruz. Mersin’de ufak bir akraba ziyaretimizin ardından tantuni yiyebileceğimiz güzel bir yer bulduk ve yedik. Bölgedeki ünlü baharat satıcısı Kör Yusuf kapalı olduğu için alışveriş ihtiyacımızı bir başka sefere bırakarak kızgın kumlardan serin sulara atlamaya doğru yola çıktık.

Mersin’de bir çok sahile uğradık, Ege ile kıyasladığımızda genel olarak beğenmedik. Bir kaç istisna dışında bir daha bu bölgeye denize girmek için geleceğimizi düşünmüyorum. Hatay/Antakya tarafında Arsuz’a da gidip Akdeniz bölgesini tamamen bitirmeyi düşünüyoruz. Bu sene Hatay’a gitmek kısmet olmadı. Malum deprem felaketinden sonra kent hala yaralarını sarmaya çalışıyorken bizim orada hiç bir şey olmamış gibi eğlenmemiz çok içimize sinmedi. Bu sebepten de o tarafa hiç geçmedik. Gelin şimdi gezdiğimiz yerlere hızlıca göz atalım.

Soli Sahili: Mersin merkezde upuzun bir sahil olan Soli Sahilinin denizi oldukça dalgalı ve pis. Nereden geldiği belli olmayan poşetler, yiyecek ambalajları, sigara izmaritleri gibi insan kaynaklı atıklar kıyıya vuruyor. Biz bu sahilde yer alan görece diğerlerinden daha temiz bir mekanda denize girdik. Fakat burada da dalgaların etkisiyle kıyıya pislik vuruyordu. Sahili kumsal, denizin ilk girişi küçük taşlık alandan oluşuyor. Bir kaç adım attıktan sonra denizin dibi kum oluyor fakat hızlı derinleşiyor. Dalga boyu ve şiddeti fazla olduğu için çok fazla vakit geçirmeden burayı terk ettik.

Sultan Koy Halk Plajı: Anayolun alt tarafında yer aldığından ilk başta yolunu kestirip bulamadık. Daha sonra bir giriş bulsak da arabayla duracak bir yer bulamadık. Akşam güneş batışına yakın orada olduğumuzdan deniz biraz dalgalıydı. Bu bölgenin bir özelliği de sabah erken saatte sakin bir denizle karşılaşırken, akşam saatlerinde büyük dalgaları görebilmeniz. Yolun üstünden koya baktık, araç parkı ve dalgalar sorun teşkil ettiğinden aşağıya inmedik.

Yemiş Kumu Halk Plajı: Büyük bir kumsala sahip olan Yemiş Kumu Halk Plajı maalesef ziyaretçilerin pisliğinden nasibini alıyor. Denizde kırpılmış kağıt parçaları, poşetler, yiyecek ambalajları, hatta ve hatta bebek bezine bile rastlayabiliyorsunuz. Böylesine muazzam bir sahilimiz de insanlarımız tarafından katledilmiş durumda. Denizin zemini kum, bir kaç metre sonra derinleşiyor.

Kız Kalesi Sahili: Bayramda bu bölgede bulunduğumuz için bazı yerleri tam manasıyla göremedik. Kız Kalesi de maalesef bu göremediğimiz alanlardan bir tanesi. Kalenin önü ve çevresi insan selini andırır şekilde kalabalıktı. Karavanımızı park edecek bir yer bulamadık. Her zaman bu şekilde midir bilmiyorum. Bu bölgede bir arkadaşımın aracının içinden eşyalarını çaldıklarından açıkçası park edip karavanın yanından ayrılmak istemedim. Daha tenha olabilecek bir zamanda Kız Kalesi ziyaret etmenin mantıklı olacağını düşündük. Kız Kalesinin ihtişamını size yazıya giriş görseli olarak sunup yolumuza devam ediyoruz.

Susanoğlu Halk Plajı: Güneşin batmasına yakın bir saatte buraya ulaştık. Kıyı hattı boyunca geldiğimiz sahillerden farklı olarak denizi daha temizdi. Sahil kumsal ve denizin içi kumdu. Sahilin yan tarafında küçük bir otoparkı bulunuyordu. Otopark dolu olduğu için aracımızı yol kenarına bırakmayı tercih ettik. Sabah erken saatte gelinip akşama kadar vakit geçirilebilecek bir yer. Bu bölgede yer alan plajların içerisinde en temizi ve en güzeli diyebiliriz. Susanoğlu Plajına tam not veriyorum.

Altınkum Tatil Köyü Plajı: Susanoğlu plajında güneşi batırdıktan sonra buraya geldik. Burası Altınkum Tatil Köyü Sitesi içerisinde yer alıyor fakat insanların kullanmasına engel bir durum bulunmuyor. Sitenin içerisinden daracık ağaçlı bir yoldan sahile ulaşıyorsunuz. Yol yaklaşık 150 metre kadar fakat çok dar. Karşıdan araç gelse geçemez. Ayrıca ağaçların bazı dalları aşağıya doğru sarkmış. Bu dallar geçerken zaman zaman karavanın tepesine değdi. Normal arabayla gidecekler için bir sorun teşkil etmiyor. Deniz kenarı ve deniz dibi kumsaldan oluşuyor. Sahilde tatil sitesine ait bir kaç şezlong ve şemsiye bulunuyor fakat her yerde kullanılmamasına dair uyarı yazıları mevcut. Site olarak masraf yaptıkları bir ürünün kullanılmamasını istemek en doğal hakları diye düşünüyorum. Biz gece karavanla burada konakladık. Havası güzeldi, rahatsız eden olmadı. Sabah kalktığımızda deniz aşırı dalgalı olduğu için burada denize girmek istemedik. Diğer rotamıza doğru yola koyulduk.

Kum Mahallesi Plajı: Adından da anlaşıldığı gibi burası büyük bir mahallenin kumsaldan oluşan bir plajı. Caretta carettaların yumurta bırakma alanı olduğu için deniz kenarına araç girişi yasak. Bu yüzden karavanımızı yürüme mesafesinde olan bir sokağa park ettik. Caretta carettalar Akdeniz sahil şeridini oldukça seviyor. Kaplumbağa yumurtaları sahilin bazı kısımlarında kafeslenerek koruma altına alınmış. Plaj uzun bir kumsala sahip. Kenarda bir kaç küçük işletme yer alıyor. Buradan tost ve ya soğuk içecekler alabilirsiniz. Deniz kenarındaki kumsal alan oldukça büyük, şemsiyenizi, sandalyenizi ya da havlunuzu açtığınızda çok rahat güneşlenebilirsiniz. Suyu harika, altın renginde kuma sahip ve hemen derinleşmiyor. Etrafta sizi rahatsız edebilecek her hangi bir şey bulunmuyor. Rus ve Ukraynalı insan sayısı oldukça fazlaydı. Biz sabah erken saatte buraya geldik. Öğleden sonra biraz dalgası artıyor ve dalga çıkmaya başladığında deniz ufaktan kirleniyor. Aracımızı gece konaklamaya uygun olmayan bir yere park ettiğimizden buradan ayrılmak zorunda kaldık. Kum Mahallesi Plajına sabah erkenden gitmeniz tavsiye olunur.

Eğribük Koyu: Bu koya kötü bir yoldan gidiliyor. Koyda su, tuvalet vb. görmedik. Ücretsiz bir koy olmasına rağmen karavanla gittiğimizde hemen değnekçi tarzı birisi “gel gel” yapmaya başladı. Bayram sebebiyle mi bilmiyorum ama çok fazla insan vardı. Deniz ve etraf oldukça pisti. Araçtan inip bir turlayıp hemen devam ettik. Mersin merkezden itibaren gözlemlediğimiz şey; “insan varsa pisleniyor!”

Tisan Plajı: Daha İstanbul’da gideceğimiz yerleri belirlerken buranın güzelliğini insanların anlatmakla bitiremediğine şahit oldum. O yüzden Tisan Plajı bütün seyahatimiz boyunca merak ettiğim ve çok ümit bağladığım yerlerin başında geliyordu fakat gidince öyle olmadığını anladım. Bölgenin yorumlarını okuyan herkes bu plajın sitelerin içerisinde kaldığını, siteler sebebiyle hiç bir hizmetin plaja alınmadığını okumuştur. Tam da bahsettikleri gibi kapalı sistem bir plaj olarak kalmış. Siteden değilseniz her şeyinizi getirmeniz gerekiyor. Biz karavanla olduğumuz için bu konuda herhangi bir sorun yaşamadık.

Tisan Plajı doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılıyor. Doğu tarafta kalan koyda şezlong, şemsiye gibi hizmetler yer alıyorken batı koyda herhangi bir hizmet bulunmuyor. Batı tarafın deniz girişi taşlık ve taşların üzeri yosun bağlamış. Kampçılar biraz üst üste çıkmışçasına çadırlarını kurmuşlardı. Mangal yakanlar, semaveriyle çay demleyenler hepsi bir arada tatil yapmaya çalışıyorlardı. Kapalı bir koy olduğundan dalga almıyordu. Biz buradan fazla hoşlanmadığımız için adaya bakan kısma geçtik. Bu kısım hınca hınç insan dolu olmakla birlikte genellikle Suriyelilerle doluydu. Kadınlar deniz kenarında buldukları yerde oturmuş çekirdek çitliyor, erkekler de bağıra çağıra denize giriyorlardı. Denizin kenarı oldukça pisti. Kenardan uçuşan çer çöp denize gidiyor buraları da pisletiyordu. Aile ile durulacak bir yer olmadığı kanaatine vardığımızdan buradan da ayrılmaya karar verdik. Bu ayrıldığımız yerler ile ilgili şöyle bir soru işareti oluşmasın; biz Ege’de, Akdeniz’de ya da Marmara’da insan kalabalıklarının içerisinde çok denize girdik. Buradaki esas problem insanların taşkın davranışları ve pislik. Ege böyle değil arkadaşım, kesinlikle değil!

İncekum Plajı: Upuzun bir kumsalı olan İncekum Plajı güzel bir düzenleme ile kamp alanı olarak dizayn edilmiş. Büyük bir otoparkı, çadır kurmak için yerleri, tuvaleti ve duş imkanı bulunmakta. Etrafında işletme bulunmayan plaja gelirken yanınızda her şeyinizi getirmeniz gerekecek. Plaja inerken sağ tarafta bulunan tepeden manzara oldukça güzel izlenebiliyor. Otoparkta yer kalmadığından karavanımızı yolun kenarına bırakıp sırt çantalarımızla yürüyerek sahile ulaştık. Etraf çok kalabalık olmasına rağmen kirlilik oluşmamıştı. Deniz kenarı ve denizin dibi kumdan oluşuyordu. Uzun süredir kalan kampçıların yanında günübirlik gelen insanlar da bulunmaktaydı. İnsan popülasyonu olarak çevre halkı ve maalesef Suriyeliler bulunuyordu. Hafta içi tatil olmayan bir dönemde tercih edilirse daha güzel vakit geçirilebileceğini düşünüyorum.

Prens Charles Koyu: Maalesef karavan ile girmenin imkansız olduğu bir yolu vardı. Bir kaç kez teşebbüs etsem de o tarz bir toprak yoldan gitmem imkansızdı. 4×4 araçlar ile girmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum.

Kaledran Plajı: Gece geç saatte geldiğimiz için etrafı çok seçemeden uygun bir yere park ettik. Dalga seslerinin verdiği huzurda güzel bir gece geçirdik. Sabah olduğunda bizi maalesef çöpler karşıladı. Her yer çöp, pislik, içki şişeleri, yiyecek ambalajları yani ne arasanız bulabiliyorsunuz. Bu kadar güzel yerleri acımasızca kirletmek gerçekten vicdansızlık. Mersin sahillerinde bizi en çok etkileyen şey sanırım çöp oldu. Denize girmeden bu bölgeden de gitmek zorunda kaldık. Düşünenler varsa burada denize girilmez bilginiz olsun.

Bu seyahatimizde Mersin’den bu kadar hızlı çıkacağımızı düşünmemiştim. Burada yaşayan akrabalarımız Mersin’de bir yer yok derken gerçeği bize söylüyorlarmış da biz inanmıyormuşuz. Gitmekle kötü mü yaptık, hayır. Bir daha Mersin’e gider miyiz? evet gideriz fakat bu gidiş denize girmek ya da kamp yapmak için değil sevdiklerimizi ziyaret için veya şehri gezip belki bir gastronomi turu yapmak için tercih edilebilir. Bizim gezdiğimiz yerler dışında Mersin’de gidilecek mekanlar vardı. Fakat biz hoşlanacağımız tarzdaki yerlere gitmeyi tercih ettik. Güzergahımız üzerindeki ören yerleri, kaleler, müzeler ve mağaralara uğramadığımız için içimiz buruk fakat o sıcakta o coğrafyada bu tarz bir gezi yapmak oldukça zor olabilirdi. Kültürel gezimizi ileriki yıllarda daha serin bir havada yapmak üzere Akdeniz’in incisi bu harika şehre veda ediyoruz. Lütfen çevremizi temiz tutalım. Bu doğal güzelliklerin gelecek nesillere aktarılması için korunmaya ihtiyacı var. Kalın sağlıcakla..


BURADAN GİDİYORUZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑